02 Şubat 2026 Pazartesi
''TOPLUMA SAYGILI OLMAK'' Abdurrahman Berkcan yazdı.
''MİLLETİN EFENDİSİ'' Av. Ahmet Tamer yazdı.
''Çiftçinin hali'' Veteriner Hekim Ali Köker yazdı.
''Gençler mutsuz!'' Ayşe BOYACI Yazdı.
''KUL HAKKI MI ? DEDİNİZ...'' Ayşe Yavuz Yazdı.
''Kripto Para Borsası Neden Çöküyor, Kripto Para Neden Düştü, Kripto Borsası Bilinmeyenler''
Kiralık ev fiyatları 20 bin TL barajını aşmış, asgari ücret 29 bin TL’de kalmışken hangi adaletten bahsediyoruz? Ailede artık sadece babanın değil, annenin ve hatta yetişkin çocuğun çalışması bile gemiyi yüzdürmeye yetmiyor. Bu ekonomi yönetilemiyor; bu sürükleniş durdurulamaz!
Dostlar, bugün Konya’nın herhangi bir mahallesinde başınızı kaldırıp kiralık ilanlarına baktığınızda karşınıza çıkan rakamlar birer fiyat etiketi değil, birer sosyal feryattır. En mütevazı evin kirası 20 bin TL’den başlıyor. Asgari ücretin 29 bin TL olduğu bir ülkede, cebinde kalan 9 bin TL ile bir aile nasıl beslenecek, nasıl ısınacak, çocuğunu nasıl okutacak? Soruyorum: Biz barınma ihtiyacını bile karşılayamaz hale ne zaman geldik?
Geldiğimiz son nokta, toplumsal yapımızı kökünden sarsıyor. Eskiden bir baba çalışır, ailesine onuruyla bakardı. Bugün gelinen noktada annenin çalışması bir tercih değil, hayatta kalmak için zorunluluk haline geldi. Hatta evdeki yetişkin çocuğun bile “harçlık” derdini bırakıp evin kirasına, faturasına omuz vermesi gerekiyor. Üç kişinin çalıştığı bir evde bile ay sonu getirmek mucizelere bağlıysa, burada ciddi bir yönetim zafiyeti var demektir.
Ekonomi yönetimi, sadece kağıt üzerinde enflasyon düşürmekle veya dövizi baskılamakla olmaz. Ekonomi yönetimi; insanın başını sokacak bir çatıyı, tenceresine koyacak bir lokmayı garanti altına almaktır. Bugün iktidar, ekonomiyi yönetemediğini bizzat halkın boş kalan pazar filelerinde ve ödenemeyen kira borçlarında tescil etmiştir. Sürdürülemez bir ekonomik modelin içinde, halkın sabrını ve birikimini tüketerek yol alınamaz.
Barınma krizi sadece bir “para” meselesi değildir. İnsanların en temel ihtiyacı olan barınma sarsıldığında, aile huzuru bozulur, boşanmalar artar ve toplumsal asabiyet tırmanır. Bugün Konya sokaklarında insanların yüzündeki o yorgunluk ve gerginlik, iktidarın ekonomi politikalarının birer sonucudur. Parası olanın paradan para kazandığı, emeğiyle geçinenin ise kira kölesi haline geldiği bu düzen artık dikiş tutmuyor.
#economy #rent #crisis #unaffordable #government #failure #sustainability #inflation #poverty #ekonomi #kira #kriz #yönetimsizlik #başarısızlık #enflasyon #yoksulluk #konya #objektif
Uyuşturucuya ulaşmak artık sigaraya ulaşmak kadar kolay hale gelmiştir.
Evet, yanlış duymadınız. Bir zamanlar karanlık arka sokaklarda, fısıltıyla konuşulan bu illet; artık her mahallede, her okulun önünde, her telefonun ekranında.
Sokaklarda gezen zombiler korkunç, infazlara imza atan bağımlılar kan dondurucu…
Ve evet, mevcut haliyle hiçbir işe yaramayan insan çöplükleri, her köşede artıyor.
Bu, Türkiye’nin sessiz bir savaşla yok edilmesidir.
Ama bu savaşın düşmanı bir ülke değil, bir madde.
Ve o madde, bu milletin en değerli varlığı olan gençliğini hedef almış durumda.
Silah yok, mermi yok… ama beyinler infilak ediyor.
Bir millet, kendi geleceğini eliyle zehirliyor.
Bağımlılıkla mücadelede istatistikler bizi avutuyor:
“Yakalanan madde miktarı arttı, operasyonlar çoğaldı…”
Peki ya her gün sessizce kaybettiğimiz çocuklar?
Bir lisede, bir parktaki bankta, bir evin banyosunda, bir gencin umudu sönüyor.
Ve biz, ekran karşısında dizi izler gibi seyrediyoruz.
Bugün “benim çocuğum yapmaz” diyen aile, yarın belki morgun kapısında gözyaşı döküyor.
Uyuşturucu artık ne sınıf, ne gelir, ne mahalle tanıyor.
Mahalledeki bakkalın oğlu da, özel okulda okuyan genç de aynı tuzağın hedefinde.
Fark şu: Birini sistem itiyor, diğerini boşluk çekiyor.
Ama sonları aynı: Kayıp.
Bu ülke, savaşlarla büyüdü; ama bu kez düşman cephede değil, evin içinde.
Ve en büyük ihmal, bu savaşın sessizliğinde saklı.
Ebeveynler çocuklarının yüzüne bakmayı unuttu.
Odalar kapalı, iletişim kopuk, ekranlar hep açık.
Ve o ekranların arkasında, her geçen gün biraz daha büyüyen karanlık bir pazar var.
Uyuşturucu satıcıları, artık sokakta değil; sosyal medyada, mesaj uygulamalarında, oyun platformlarında.
“Eğlencelik” diye satılan zehirler, gençlerin damarlarında hayatı söndürüyor.
Ve her kaybolan genç, sadece bir birey değil; bir ülkenin geleceğinden çalınmış bir umut demek.
Devlet, bu savaşı sadece operasyonlarla kazanamaz.
Mücadele, evde başlar.
Bir annenin farkındalığı, bir babanın ilgisi, bazen bin kolluk kuvvetinden daha etkilidir.
Çünkü çocukla göz teması kurmadığınız her gün, onu bu karanlığa biraz daha yaklaştırır.
Eğer bu sessiz savaşta uyanmazsak, kaybedeceğimiz sadece gençler değil — insanlığımız olacaktır.
Ve o zaman hiçbir zafer, hiçbir kalkınma, hiçbir istatistik anlamını yitirecektir.
………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………….
#Uyuşturucu #Bağımlılık #MaddeBağımlılığı #UyuşturucuTehlikesi #SessizSavaş #GençlikVeUyuşturucu #ToplumsalÇöküş #TürkiyeDeUyuşturucu #AilelerinRolü #EbeveynFarkındalığı #ÇocuklarıKorumak #Aileİçiİletişim #AnneBabaUyarısı #AileDesteği #EvdeBaşlayanMücadele #AileSorumluluğu #ToplumsalYozlaşma #GençlikPolitikaları #SosyalÇöküş #UyuşturucuylaMücadele #DevletPolitikaları #KamuFarkındalığı #EğitimVeÖnleme #SosyalMedyaTehlikesi #SanalTicaret #DijitalBağımlılık #OnlineTehlikeler #Zombiler #İnsanÇöplükleri #SessizYıkım #KaybolanGençlik #KayıpNesil #Beyinlerinİnfilakı #GeleceğiÇalınanÜlke #TankutalpAltunsoy
Konya Objektif Gazetesi İmtiyaz sahibi Gazeteci Yazar Tankutalp ALTUNSOY’un Köşe Yazısıdır…
Toplumda sıkça dile getirilen “ahlak” kavramı üzerine çok konuşulur ama çoğu zaman neyin gerçekten kastedildiği belli değildir. Benim dikkatimi çeken nokta ise dini metinlerin çoğu kez farklı yorumlarla aktarılmasıdır. İnsanlar, bu metinlerde geçen kavramları kendi kültürlerine ve dönemlerine göre yorumlayabilir ve yorumlamışlardır da, bu da zamanla kavramsal bir karmaşa oluşturmuştur.
Tarihin her döneminde bazı insanlar veya yapılar, din temelli sağladıkları çıkarlar sayesinde toplumları etkilemeyi başarmıştır. Bir kişi ya da topluluk, bir başkasının zararına olacak uygulamalardan bilinçli şekilde fayda sağlıyorsa bu tutumun sonuçları bence hem toplumsal hem de vicdani olarak sorgulanmalıdır. Kim bir haksızlığın parçası hâline gelirse, sonuçlarına da ortak olur.
Toplumda yaşanan sıkıntılar karşısında insanlar çoğu zaman ya birbirine ya da ilahi bir yardım beklentisine yönelir ki, bu da içinde var olunan topluma bağlıdır genellikle. (Coğrafya kaderdir). Oysa adaletin tesisi için bireylerin haksızlık karşısında duyarlı ve kararlı olması gerekir. Haksızlığa sessiz kalan toplumlarda ilerleme ve huzur kolay-kolay sağlanmaz.
Geçmişimiz hep bizimle yürür; hatalarımız, yaşadıklarımız ve deneyimlerimiz geleceğimizin önüne set olabilir. Bu nedenle geçmişten ders almak, onunla barışmak ve gerektiğinde vedalaşmak gerekir. Bir insan ya da toplum geçmişin ağırlığına teslim olduğunda, geleceğini inşa etmekte zorlanır. İçinde kendimizi var olarak bulduğumuz ve yaşaya geldiğimiz dünyanın bence en büyük problemi de bu.
İnsanların değer verdiği bazı semboller, yapılar veya kişiler zamanla aşırı kutsallaştırılabiliyor. Bu durum, asıl önem verilmesi gereken ilkelerin geri planda kalmasına yol açıyor. Bir toplum, manevi ya da kültürel sembolleri yaşatabilir; bu doğal bir şeydir. Ancak hiçbir sembol, hiçbir yapı ve hiçbir kişi; adalet, doğruluk, dürüstlük, hak gözetme gibi temel değerlerin önüne geçmemelidir kanaatindeyim. Asıl önemli olan, hayatı bu ilkelere göre şekillendirebilmek ve şekillendirdiğimiz hayat yolculuğunda onurlu bir şekilde devam edip, bitirebilmeliyiz. Nede olsa herkes ve her şey ölecek…
Saygılarımla.
Gazeteci Yazar Tankutalp ALTUNSOY
#AhlakKavramı #DiniYorumlar #ToplumsalKarmaşa #Haksızlık #AdaletTesis #GeçmişinAğırlığı #Kutsallaştırma #TemelDeğerler #TankutalpAltunsoy #düşünmek
Kripto para borsası Thodex’in kurucusu ve Türkiye’nin en büyük dolandırıcılık skandallarından birinin baş aktörü Faruk Fatih Özer, cezaevindeki odasında ölü bulundu. Çok sayıda mağduru geride bırakan ve hakkında toplam 11 bin 190 yıl 6 ay hapis cezası istenen Özer’in ölümü, ardında büyük şüphe ve soru işaretleri bıraktı.
ŞÜPHELİ ÖLÜM! 11 Bin Yıl Hapis Cezası İstenen Thodex Kurucusu Faruk Fatih Özer Cezaevinde Ölü Bulundu! Birileri Yine Bir Şeylerin Üzerini mi Örtüyor?
01 Kasım 2025 Cumartesi günü kamuoyuna yansıyan son dakika haberine göre, Arnavutluk’tan iade edildikten sonra tutuklanan Özer, Tekirdağ F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndaki tek kişilik odasının banyosunda asılı halde bulundu. Cezaevi görevlilerinin yaptığı kontrolde Özer’in hayatını kaybettiği belirlendi.
Ölüm İntihar mı, Yoksa Kritik Sırlar mı Susturuldu?
Resmi açıklamalar, olayın intihar olduğu yönünde yoğunlaşsa da, kamuoyu ve Thodex mağdurları arasında büyük bir şüphe dalgası oluştu. Özer’in, “Örgüt kurma, Nitelikli dolandırıcılık ve Mal varlığı aklama” gibi çok sayıda ciddi suçlamadan yargılandığı ve skandalın tüm detaylarını bilen kilit isim olduğu biliniyordu.
Uzun süre kaçak kaldıktan sonra yakalanan ve yargılanması beklenen Özer’in bu kritik süreçte hayatını kaybetmesi, akıllara şu soruyu getiriyor: Faruk Fatih Özer’in ölümüyle, Thodex skandalındaki üst düzey bağlantılar ve devasa paranın akıbetine dair sırlar da mı susturulmuş oldu? Birileri, yine bir şeylerin üzerini örtüyor olabilir mi?
Olayla ilgili geniş çaplı soruşturma başlatılırken, kamuoyu, adaletin tecelli etmesini engelleyen bu şüpheli ölümün tüm yönleriyle aydınlatılmasını talep ediyor. Özer’in ölümü, ardında bıraktığı on binlerce mağdurun adalet arayışını daha da zorlu bir sürece sokacak gibi görünüyor.
ŞÜPHELİ ÖLÜM! 11 Bin Yıl Hapis Cezası İstenen Thodex Kurucusu Faruk Fatih Özer Cezaevinde Ölü Bulundu! Birileri Yine Bir Şeylerin Üzerini mi Örtüyor?
Thodex Skandalının Kilit İsmi Cezaevinde Ölü Bulundu! Faruk Fatih Özer’in Ölümü ‘İntihar’ mı, ‘Sır Perdesi’ mi?
11 Bin Yıllık Mahkumiyet Beklerken Şüpheli Son! Özer’in Ölümüyle Thodex’teki Kara Kutu da Sustu mu?
SON DAKİKA GİZEMİ! Tekirdağ Cezaevi’nde Kritik Ölüm: Thodex’in Sırlarını Bilen Faruk Fatih Özer’e Ne Oldu?
Para Aklama Soruşturması Gölgesinde: Özer’in Ölümüyle Milyonların Akıbeti Karanlıkta mı Kaldı?
Büyük Sorular! Yüksek Güvenlikli Tek Kişilik Odada Şüpheli Ölüm: Thodex Kurucusu İntihara mı Zorlandı?
UZMAN GÖRÜŞÜ VE YORUM: Thodex Kurucusunun Şüpheli Ölümü: Planlı Bir Cinayet İhtimali ve Kripto Sırları
Kripto para piyasasını sarsan Thodex skandalının kilit ismi Faruk Fatih Özer’in yüksek güvenlikli bir cezaevinin tek kişilik odasında asılı halde ölü bulunması, basit bir intihar vakası olarak değerlendirilemez. Hakkında 11 binden fazla yıl hapis cezası istenen ve devasa bir dolandırıcılık ağının tüm sırlarına sahip olduğu düşünülen bir ismin bu şekilde ölmesi, ardında çok ciddi şüpheler barındırmaktadır.
Uzman Görüşü Yorumu:
Bu olay, Türk adalet sistemi ve cezaevi güvenliği açısından bir turnusol kâğıdıdır. Soruşturmanın sadece intihar üzerine değil, tüm bağlantıları içeren bir cinayet ihtimali üzerinden yürütülmesi, kamuoyunun adalete olan güvenini yeniden tesis etmek için hayati önem taşımaktadır.
#FarukFatihÖzer #Thodex #kriptopara #dolandırıcılık #cezaevi_ölümü #şüpheli_ölüm #intihar #gizemsli_ölüm #TekirdağFTipi #kara_para #soruşturma #örgüt_kurma #kritik_sırlar #örtbas #son_dakika #adalet
Bu yazı, sadece ekonomik bir eleştiri değil, aynı zamanda derin bir hayal kırıklığının ve uzun süredir biriken öfkenin dışa vurumudur. İş dünyasından gelen “Batıyoruz!” feryatları, vatandaşın yıllardır hissettiği çaresizliğin nihayet resmiyet kazanması olarak görülüyor.
“Beş senedir söylerken siz hükümeti savunuyordunuz…” ifadesi, sadece mevcut durumu değil, aynı zamanda geçmişteki tavır alışları ve bu tavırların sonuçlarını da yargılıyor. Burada, toplumun farklı kesimleri arasındaki algı uçurumu net bir şekilde ortaya konuluyor: Bir kesim, eleştirileri “ihanet” veya “kötümserlik” olarak yaftalarken, diğer kesim ise temel geçim sıkıntılarını dile getiriyordu.
Ekonominin kötü gidişatının en görünür olduğu yer, küçük esnafın kapanan kepenkleri ve dar gelirlinin boşalan tenceresiydi. İş adamlarının sesi ise genellikle bu kitlenin sesinden daha geç, ancak daha gür çıkar. Bu nedenle, şimdi gelen “ağlama” sesleri, halk nezdinde bir “ilahi adalet” duygusu yaratabilir.
Söz konusu cümlenin arkasındaki hissiyat, “Siz güçlü olduğunuzda bizi dinlemediniz, şimdi sıra sizde” şeklinde özetlenebilir. Bu, siyasi ve ekonomik tercihlerde sorumluluk ve vicdan arayışının bir yansımasıdır.
Elbette, ekonomide yaşanan sıkıntıların tek bir kesimin hatası olmadığını, küresel etkileşimlerin ve çok katmanlı yapısal sorunların bir sonucu olduğunu kabul etmek gerekir. Ancak vatandaşın gözünde, alınan kararları destekleyenlerin de bu sonuçlardan pay çıkarması kaçınılmaz bir beklentidir.
“Beter olun!” gibi sert bir ifade, nefret söylemi olarak algılanabilir, ancak daha geniş bir çerçevede, yanlış politikalara verilen destekten duyulan hayal kırıklığının doruk noktasıdır. Bu, kişisel bir intikam değil, sistemin kendi destekçilerini de cezalandırması olarak yorumlanan acı bir durumun tasviridir.
İş dünyasının temsilcilerinin şu anki kaygıları gerçek olabilir; fakat eleştirel ses, bu kaygıların sadece kendilerini vurmaya başladığı anda yükselmesinden duyulan rahatsızlığı dile getirir.
Ekonomi politikaları, bir geminin kaptan köşkü gibidir. Kaptanlar ve onların en yakın mürettebatı, gemi su almaya başladığında bile güvende olduklarını düşünebilirler. Ancak su, lüks kamaralara ulaştığında panik başlar. Halkın isyanı ise, geminin alt katmanlarında, suyun ilk girdiği andan itibaren başlamıştı.
Bu durum, toplumsal bir ders niteliği taşır: Güç ve refah dönemlerinde eleştirel sesleri susturmak, kriz anında yalnız kalmaya yol açar. Bugün iş adamlarının yaşadığı kaygı, beş yıl önce ay sonunu getiremeyen vatandaşın yaşadığı kaygının, farklı bir makamdan çalınan tekrarıdır.
Sonuç olarak, bu sert cümle, sadece ekonomik değil, aynı zamanda etik ve sosyolojik bir hesaplaşmanın da başlangıcıdır….
#EkonomiKrizi #İşAdamları #İşDünyası #Batıyoruz #EkonomikGidişat #HükümetDesteği #HalkınSesizliği #VatandaşSitemi #HükümetSavunucuları #BeşYıl #Eleştiri #HayıKırıklığı #Sorumluluk #KrizYönetimi #EskiEleştiriler #GeçmişTavır #FinansalÇöküş #ToplumsalYargı #İlahiAdalet #SiyasiTercihler #VicdanArayışı #SertEleştiri #Gözyaşı #EsnafSıkıntısı #DarGelir #EkonomikYansıma #AlgıUçurumu #Hesaplaşma #YanlışPolitikalar #GemiSuAlıyor
Bu Haber Gazeteci Yazar Tankutalp ALTUNSOY Haberidir…





