12 Aralık 2025 Cuma
''TOPLUMA SAYGILI OLMAK'' Abdurrahman Berkcan yazdı.
''MİLLETİN EFENDİSİ'' Av. Ahmet Tamer yazdı.
''Çiftçinin hali'' Veteriner Hekim Ali Köker yazdı.
''Gençler mutsuz!'' Ayşe BOYACI Yazdı.
''KUL HAKKI MI ? DEDİNİZ...'' Ayşe Yavuz Yazdı.
''Kripto Para Borsası Neden Çöküyor, Kripto Para Neden Düştü, Kripto Borsası Bilinmeyenler''
Uyuşturucuya ulaşmak artık sigaraya ulaşmak kadar kolay hale gelmiştir.
Evet, yanlış duymadınız. Bir zamanlar karanlık arka sokaklarda, fısıltıyla konuşulan bu illet; artık her mahallede, her okulun önünde, her telefonun ekranında.
Sokaklarda gezen zombiler korkunç, infazlara imza atan bağımlılar kan dondurucu…
Ve evet, mevcut haliyle hiçbir işe yaramayan insan çöplükleri, her köşede artıyor.
Bu, Türkiye’nin sessiz bir savaşla yok edilmesidir.
Ama bu savaşın düşmanı bir ülke değil, bir madde.
Ve o madde, bu milletin en değerli varlığı olan gençliğini hedef almış durumda.
Silah yok, mermi yok… ama beyinler infilak ediyor.
Bir millet, kendi geleceğini eliyle zehirliyor.
Bağımlılıkla mücadelede istatistikler bizi avutuyor:
“Yakalanan madde miktarı arttı, operasyonlar çoğaldı…”
Peki ya her gün sessizce kaybettiğimiz çocuklar?
Bir lisede, bir parktaki bankta, bir evin banyosunda, bir gencin umudu sönüyor.
Ve biz, ekran karşısında dizi izler gibi seyrediyoruz.
Bugün “benim çocuğum yapmaz” diyen aile, yarın belki morgun kapısında gözyaşı döküyor.
Uyuşturucu artık ne sınıf, ne gelir, ne mahalle tanıyor.
Mahalledeki bakkalın oğlu da, özel okulda okuyan genç de aynı tuzağın hedefinde.
Fark şu: Birini sistem itiyor, diğerini boşluk çekiyor.
Ama sonları aynı: Kayıp.
Bu ülke, savaşlarla büyüdü; ama bu kez düşman cephede değil, evin içinde.
Ve en büyük ihmal, bu savaşın sessizliğinde saklı.
Ebeveynler çocuklarının yüzüne bakmayı unuttu.
Odalar kapalı, iletişim kopuk, ekranlar hep açık.
Ve o ekranların arkasında, her geçen gün biraz daha büyüyen karanlık bir pazar var.
Uyuşturucu satıcıları, artık sokakta değil; sosyal medyada, mesaj uygulamalarında, oyun platformlarında.
“Eğlencelik” diye satılan zehirler, gençlerin damarlarında hayatı söndürüyor.
Ve her kaybolan genç, sadece bir birey değil; bir ülkenin geleceğinden çalınmış bir umut demek.
Devlet, bu savaşı sadece operasyonlarla kazanamaz.
Mücadele, evde başlar.
Bir annenin farkındalığı, bir babanın ilgisi, bazen bin kolluk kuvvetinden daha etkilidir.
Çünkü çocukla göz teması kurmadığınız her gün, onu bu karanlığa biraz daha yaklaştırır.
Eğer bu sessiz savaşta uyanmazsak, kaybedeceğimiz sadece gençler değil — insanlığımız olacaktır.
Ve o zaman hiçbir zafer, hiçbir kalkınma, hiçbir istatistik anlamını yitirecektir.
………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………….
#Uyuşturucu #Bağımlılık #MaddeBağımlılığı #UyuşturucuTehlikesi #SessizSavaş #GençlikVeUyuşturucu #ToplumsalÇöküş #TürkiyeDeUyuşturucu #AilelerinRolü #EbeveynFarkındalığı #ÇocuklarıKorumak #Aileİçiİletişim #AnneBabaUyarısı #AileDesteği #EvdeBaşlayanMücadele #AileSorumluluğu #ToplumsalYozlaşma #GençlikPolitikaları #SosyalÇöküş #UyuşturucuylaMücadele #DevletPolitikaları #KamuFarkındalığı #EğitimVeÖnleme #SosyalMedyaTehlikesi #SanalTicaret #DijitalBağımlılık #OnlineTehlikeler #Zombiler #İnsanÇöplükleri #SessizYıkım #KaybolanGençlik #KayıpNesil #Beyinlerinİnfilakı #GeleceğiÇalınanÜlke #TankutalpAltunsoy
Konya Objektif Gazetesi İmtiyaz sahibi Gazeteci Yazar Tankutalp ALTUNSOY’un Köşe Yazısıdır…
Toplumda sıkça dile getirilen “ahlak” kavramı üzerine çok konuşulur ama çoğu zaman neyin gerçekten kastedildiği belli değildir. Benim dikkatimi çeken nokta ise dini metinlerin çoğu kez farklı yorumlarla aktarılmasıdır. İnsanlar, bu metinlerde geçen kavramları kendi kültürlerine ve dönemlerine göre yorumlayabilir ve yorumlamışlardır da, bu da zamanla kavramsal bir karmaşa oluşturmuştur.
Tarihin her döneminde bazı insanlar veya yapılar, din temelli sağladıkları çıkarlar sayesinde toplumları etkilemeyi başarmıştır. Bir kişi ya da topluluk, bir başkasının zararına olacak uygulamalardan bilinçli şekilde fayda sağlıyorsa bu tutumun sonuçları bence hem toplumsal hem de vicdani olarak sorgulanmalıdır. Kim bir haksızlığın parçası hâline gelirse, sonuçlarına da ortak olur.
Toplumda yaşanan sıkıntılar karşısında insanlar çoğu zaman ya birbirine ya da ilahi bir yardım beklentisine yönelir ki, bu da içinde var olunan topluma bağlıdır genellikle. (Coğrafya kaderdir). Oysa adaletin tesisi için bireylerin haksızlık karşısında duyarlı ve kararlı olması gerekir. Haksızlığa sessiz kalan toplumlarda ilerleme ve huzur kolay-kolay sağlanmaz.
Geçmişimiz hep bizimle yürür; hatalarımız, yaşadıklarımız ve deneyimlerimiz geleceğimizin önüne set olabilir. Bu nedenle geçmişten ders almak, onunla barışmak ve gerektiğinde vedalaşmak gerekir. Bir insan ya da toplum geçmişin ağırlığına teslim olduğunda, geleceğini inşa etmekte zorlanır. İçinde kendimizi var olarak bulduğumuz ve yaşaya geldiğimiz dünyanın bence en büyük problemi de bu.
İnsanların değer verdiği bazı semboller, yapılar veya kişiler zamanla aşırı kutsallaştırılabiliyor. Bu durum, asıl önem verilmesi gereken ilkelerin geri planda kalmasına yol açıyor. Bir toplum, manevi ya da kültürel sembolleri yaşatabilir; bu doğal bir şeydir. Ancak hiçbir sembol, hiçbir yapı ve hiçbir kişi; adalet, doğruluk, dürüstlük, hak gözetme gibi temel değerlerin önüne geçmemelidir kanaatindeyim. Asıl önemli olan, hayatı bu ilkelere göre şekillendirebilmek ve şekillendirdiğimiz hayat yolculuğunda onurlu bir şekilde devam edip, bitirebilmeliyiz. Nede olsa herkes ve her şey ölecek…
Saygılarımla.
Gazeteci Yazar Tankutalp ALTUNSOY
#AhlakKavramı #DiniYorumlar #ToplumsalKarmaşa #Haksızlık #AdaletTesis #GeçmişinAğırlığı #Kutsallaştırma #TemelDeğerler #TankutalpAltunsoy #düşünmek
Kripto para borsası Thodex’in kurucusu ve Türkiye’nin en büyük dolandırıcılık skandallarından birinin baş aktörü Faruk Fatih Özer, cezaevindeki odasında ölü bulundu. Çok sayıda mağduru geride bırakan ve hakkında toplam 11 bin 190 yıl 6 ay hapis cezası istenen Özer’in ölümü, ardında büyük şüphe ve soru işaretleri bıraktı.
ŞÜPHELİ ÖLÜM! 11 Bin Yıl Hapis Cezası İstenen Thodex Kurucusu Faruk Fatih Özer Cezaevinde Ölü Bulundu! Birileri Yine Bir Şeylerin Üzerini mi Örtüyor?
01 Kasım 2025 Cumartesi günü kamuoyuna yansıyan son dakika haberine göre, Arnavutluk’tan iade edildikten sonra tutuklanan Özer, Tekirdağ F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndaki tek kişilik odasının banyosunda asılı halde bulundu. Cezaevi görevlilerinin yaptığı kontrolde Özer’in hayatını kaybettiği belirlendi.
Ölüm İntihar mı, Yoksa Kritik Sırlar mı Susturuldu?
Resmi açıklamalar, olayın intihar olduğu yönünde yoğunlaşsa da, kamuoyu ve Thodex mağdurları arasında büyük bir şüphe dalgası oluştu. Özer’in, “Örgüt kurma, Nitelikli dolandırıcılık ve Mal varlığı aklama” gibi çok sayıda ciddi suçlamadan yargılandığı ve skandalın tüm detaylarını bilen kilit isim olduğu biliniyordu.
Uzun süre kaçak kaldıktan sonra yakalanan ve yargılanması beklenen Özer’in bu kritik süreçte hayatını kaybetmesi, akıllara şu soruyu getiriyor: Faruk Fatih Özer’in ölümüyle, Thodex skandalındaki üst düzey bağlantılar ve devasa paranın akıbetine dair sırlar da mı susturulmuş oldu? Birileri, yine bir şeylerin üzerini örtüyor olabilir mi?
Olayla ilgili geniş çaplı soruşturma başlatılırken, kamuoyu, adaletin tecelli etmesini engelleyen bu şüpheli ölümün tüm yönleriyle aydınlatılmasını talep ediyor. Özer’in ölümü, ardında bıraktığı on binlerce mağdurun adalet arayışını daha da zorlu bir sürece sokacak gibi görünüyor.
ŞÜPHELİ ÖLÜM! 11 Bin Yıl Hapis Cezası İstenen Thodex Kurucusu Faruk Fatih Özer Cezaevinde Ölü Bulundu! Birileri Yine Bir Şeylerin Üzerini mi Örtüyor?
Thodex Skandalının Kilit İsmi Cezaevinde Ölü Bulundu! Faruk Fatih Özer’in Ölümü ‘İntihar’ mı, ‘Sır Perdesi’ mi?
11 Bin Yıllık Mahkumiyet Beklerken Şüpheli Son! Özer’in Ölümüyle Thodex’teki Kara Kutu da Sustu mu?
SON DAKİKA GİZEMİ! Tekirdağ Cezaevi’nde Kritik Ölüm: Thodex’in Sırlarını Bilen Faruk Fatih Özer’e Ne Oldu?
Para Aklama Soruşturması Gölgesinde: Özer’in Ölümüyle Milyonların Akıbeti Karanlıkta mı Kaldı?
Büyük Sorular! Yüksek Güvenlikli Tek Kişilik Odada Şüpheli Ölüm: Thodex Kurucusu İntihara mı Zorlandı?
UZMAN GÖRÜŞÜ VE YORUM: Thodex Kurucusunun Şüpheli Ölümü: Planlı Bir Cinayet İhtimali ve Kripto Sırları
Kripto para piyasasını sarsan Thodex skandalının kilit ismi Faruk Fatih Özer’in yüksek güvenlikli bir cezaevinin tek kişilik odasında asılı halde ölü bulunması, basit bir intihar vakası olarak değerlendirilemez. Hakkında 11 binden fazla yıl hapis cezası istenen ve devasa bir dolandırıcılık ağının tüm sırlarına sahip olduğu düşünülen bir ismin bu şekilde ölmesi, ardında çok ciddi şüpheler barındırmaktadır.
Uzman Görüşü Yorumu:
Bu olay, Türk adalet sistemi ve cezaevi güvenliği açısından bir turnusol kâğıdıdır. Soruşturmanın sadece intihar üzerine değil, tüm bağlantıları içeren bir cinayet ihtimali üzerinden yürütülmesi, kamuoyunun adalete olan güvenini yeniden tesis etmek için hayati önem taşımaktadır.
#FarukFatihÖzer #Thodex #kriptopara #dolandırıcılık #cezaevi_ölümü #şüpheli_ölüm #intihar #gizemsli_ölüm #TekirdağFTipi #kara_para #soruşturma #örgüt_kurma #kritik_sırlar #örtbas #son_dakika #adalet
Bu yazı, sadece ekonomik bir eleştiri değil, aynı zamanda derin bir hayal kırıklığının ve uzun süredir biriken öfkenin dışa vurumudur. İş dünyasından gelen “Batıyoruz!” feryatları, vatandaşın yıllardır hissettiği çaresizliğin nihayet resmiyet kazanması olarak görülüyor.
“Beş senedir söylerken siz hükümeti savunuyordunuz…” ifadesi, sadece mevcut durumu değil, aynı zamanda geçmişteki tavır alışları ve bu tavırların sonuçlarını da yargılıyor. Burada, toplumun farklı kesimleri arasındaki algı uçurumu net bir şekilde ortaya konuluyor: Bir kesim, eleştirileri “ihanet” veya “kötümserlik” olarak yaftalarken, diğer kesim ise temel geçim sıkıntılarını dile getiriyordu.
Ekonominin kötü gidişatının en görünür olduğu yer, küçük esnafın kapanan kepenkleri ve dar gelirlinin boşalan tenceresiydi. İş adamlarının sesi ise genellikle bu kitlenin sesinden daha geç, ancak daha gür çıkar. Bu nedenle, şimdi gelen “ağlama” sesleri, halk nezdinde bir “ilahi adalet” duygusu yaratabilir.
Söz konusu cümlenin arkasındaki hissiyat, “Siz güçlü olduğunuzda bizi dinlemediniz, şimdi sıra sizde” şeklinde özetlenebilir. Bu, siyasi ve ekonomik tercihlerde sorumluluk ve vicdan arayışının bir yansımasıdır.
Elbette, ekonomide yaşanan sıkıntıların tek bir kesimin hatası olmadığını, küresel etkileşimlerin ve çok katmanlı yapısal sorunların bir sonucu olduğunu kabul etmek gerekir. Ancak vatandaşın gözünde, alınan kararları destekleyenlerin de bu sonuçlardan pay çıkarması kaçınılmaz bir beklentidir.
“Beter olun!” gibi sert bir ifade, nefret söylemi olarak algılanabilir, ancak daha geniş bir çerçevede, yanlış politikalara verilen destekten duyulan hayal kırıklığının doruk noktasıdır. Bu, kişisel bir intikam değil, sistemin kendi destekçilerini de cezalandırması olarak yorumlanan acı bir durumun tasviridir.
İş dünyasının temsilcilerinin şu anki kaygıları gerçek olabilir; fakat eleştirel ses, bu kaygıların sadece kendilerini vurmaya başladığı anda yükselmesinden duyulan rahatsızlığı dile getirir.
Ekonomi politikaları, bir geminin kaptan köşkü gibidir. Kaptanlar ve onların en yakın mürettebatı, gemi su almaya başladığında bile güvende olduklarını düşünebilirler. Ancak su, lüks kamaralara ulaştığında panik başlar. Halkın isyanı ise, geminin alt katmanlarında, suyun ilk girdiği andan itibaren başlamıştı.
Bu durum, toplumsal bir ders niteliği taşır: Güç ve refah dönemlerinde eleştirel sesleri susturmak, kriz anında yalnız kalmaya yol açar. Bugün iş adamlarının yaşadığı kaygı, beş yıl önce ay sonunu getiremeyen vatandaşın yaşadığı kaygının, farklı bir makamdan çalınan tekrarıdır.
Sonuç olarak, bu sert cümle, sadece ekonomik değil, aynı zamanda etik ve sosyolojik bir hesaplaşmanın da başlangıcıdır….
#EkonomiKrizi #İşAdamları #İşDünyası #Batıyoruz #EkonomikGidişat #HükümetDesteği #HalkınSesizliği #VatandaşSitemi #HükümetSavunucuları #BeşYıl #Eleştiri #HayıKırıklığı #Sorumluluk #KrizYönetimi #EskiEleştiriler #GeçmişTavır #FinansalÇöküş #ToplumsalYargı #İlahiAdalet #SiyasiTercihler #VicdanArayışı #SertEleştiri #Gözyaşı #EsnafSıkıntısı #DarGelir #EkonomikYansıma #AlgıUçurumu #Hesaplaşma #YanlışPolitikalar #GemiSuAlıyor
Bu Haber Gazeteci Yazar Tankutalp ALTUNSOY Haberidir…






Ş.K. (55), aile içi tartışmada av tüfeğiyle dehşet saçtı. Oğlu Aşkın Kaya olay yerinde hayatını kaybederken, eşi Gülşen Kaya (50) ağır yaralandı. Yaşanan bu son vaka, uzmanların ‘alarm zilleri çalıyor’ dediği artan aile içi şiddet olaylarını bir kez daha gündeme taşıdı.
İzmir’in Tire ilçesine bağlı Dallık Mahallesi, dün akşam saatlerinde korkunç bir aile faciasına sahne oldu. İddiaya göre, Ş.K. ile oğlu Aşkın Kaya ve eşi Gülşen Kaya arasında henüz belirlenemeyen bir sebeple tartışma başladı. Tartışmanın büyümesi üzerine Ş.K., evde bulunan av tüfeğini alarak önce oğluna, ardından eşine ateş etti.
Silah sesleri üzerine çevredekilerin ihbarıyla olay yerine hızla sağlık ve jandarma ekipleri sevk edildi. Sağlık ekiplerinin incelemesinde, saçmaların isabet ettiği Aşkın Kaya’nın hayatını kaybettiği belirlendi. Ağır yaralanan Gülşen Kaya (50) ise olay yerindeki ilk müdahalenin ardından acilen Tire Devlet Hastanesi’ne kaldırılarak tedavi altına alındı. Olayın ardından kaçan zanlı Ş.K.’nın yakalanması için jandarma tarafından geniş çaplı bir arama çalışması başlatıldı.
Tire’de yaşanan bu son trajik olay, Türkiye’de son dönemde endişe verici boyutlara ulaşan aile içi şiddet ve cinayet vakalarını yeniden odak noktasına getirdi. Uzmanlar, pandemi sonrası ekonomik ve sosyal gerginliklerin, bireyler üzerindeki baskıyı artırarak aile içi şiddetin tetikleyicisi olabileceğine dikkat çekiyor.
Sadece fiziksel şiddetin değil, aynı zamanda psikolojik ve ekonomik şiddetin de yaygınlaştığı bu dönemde, uzmanlar toplumsal farkındalığın artırılması, erken müdahale mekanizmalarının güçlendirilmesi ve ruh sağlığı hizmetlerine erişimin kolaylaştırılması gerektiğinin altını çiziyor. Aile içerisinde yaşanan basit bir tartışmanın bile bir faciaya dönüşebilmesi, hem toplumsal hem de kurumsal düzeyde alınması gereken önlemlerin ne kadar acil olduğunu gözler önüne seriyor.
Elbette, son olaylardan yola çıkarak, toplumsal şiddet ve aile içi şiddet vakalarının artışını inceleyen bir makale taslağı hazırlıyorum:
21 Ekim 2025
Türkiye, son dönemde artan toplumsal gerilim ve bireysel çatışmaların acı sonuçlarıyla yüzleşiyor. Özellikle aile içerisinde yaşanan ve sıklıkla ölümle sonuçlanan şiddet olayları, meselenin sadece bir “adli vaka” olmanın ötesinde, acil müdahale gerektiren derin bir toplumsal krize dönüştüğünü gösteriyor. İzmir’de yaşanan ve babanın av tüfeğiyle oğlunu öldürüp eşini yaralaması gibi trajik olaylar, buzdağının yalnızca görünen yüzü. Peki, bu şiddet sarmalı neden bu kadar hızla tırmanıyor?
Toplumsal şiddet vakalarının artışı, genellikle çok boyutlu sosyo-ekonomik ve psikolojik faktörlerin kesişiminden kaynaklanıyor. Uzmanlar, bu artışın temelinde yatan birkaç kritik nedeni işaret ediyor:
Toplumsal şiddetin en görünür ancak en zor müdahale edilen alanı, ne yazık ki aile içi şiddet. Evin “güvenli liman” olması gerekirken, tartışmaların cinayetle sonuçlandığı bir savaş alanına dönmesi, yapısal sorunların derinliğini gösteriyor. Aile içi şiddet, sadece fiziksel yaralanmalarla sınırlı kalmayıp, çocukların psikolojisi üzerinde kalıcı hasarlar bırakarak şiddeti nesiller boyu aktaran bir döngü yaratıyor.
Bu yükselen tehlikeyi durdurmak için tekil çözümler yerine, çok katmanlı ve yapısal bir değişim şarttır:
Toplumsal ve aile içi şiddet, bir şehrin ya da bir ailenin sorunu değil, topyekûn bir Türkiye sorunudur. Bu sorunun çözümü, yalnızca güvenlik güçlerinin değil; hükümetin, sivil toplum kuruluşlarının, medyanın ve en önemlisi her bir bireyin sorumluluğundadır. Huzurlu bir toplum, ancak şiddete sıfır tolerans göstererek inşa edilebilir.
Gazeteci Yazar Tankutalp Altunsoy Haberidir….
#AileİçiŞiddet #AileFaciası #İzmir #Tire #Cinayet #AvTüfeği #ŞiddetVakaları #Dehşet #OğlunuÖldürdü #EşiniYaraladı #GülşenKaya #AşkınKaya #ŞK #Jandarma #SağlıkEkipleri #Tartışma #EvİçiŞiddet #ToplumsalSorun #SonVaka #KorkunçOlay #Mahalle #Dallık #AğırYaralı #HayatiTehlike #Gözaltı #KaçanZanlı #AramaÇalışması #UzmanGörüşü #RuhSağlığı #AcilÖnlem