Uyuşturucu belasıyla olan savaşımız, tek bir an bile nefes almadan, durmaksızın ve en ufak bir gevşemeye mahal vermeden devam etmek zorunda. Çünkü karşımızdaki karanlık güç, sadece sokaklarımızı, okul önlerimizi veya eğlence mekanlarımızı hedef almıyor; devletin en sıkı korunan, kuş uçurtulmaması gereken kalelerini, yani cezaevlerini bile birer tüketim üssüne çevirebiliyor. Toplumun arındırılması, suçluların ıslah edilmesi gereken o dört duvarın arasında dönen kimyasal tiyatroyu duyduğunuzda, tehlikenin ne kadar organize, ne kadar sinsi ve ne derece profesyonel ilerlediğini bir kez daha dehşetle fark edeceksiniz.
Geçtiğimiz günlerde bir infaz koruma memuruyla (gardiyan) yaptığım sarsıcı sohbet, bu kirli düzene dair ürpertici bir gerçeği gözler önüne serdi. Cezaevlerine dışarıdan sokulmaya çalışılan uyuşturucu maddeler artık bildiğimiz formlarda değil. Esrarı, hapı, eroini bir kenara bırakın; zehir tacirleri artık tam zamanlı birer kimya laboratuvarı gibi çalışıyor. Sıvılaştırılmış sentetik uyuşturucuları pantolon ceplerine, kıyafet kumaşlarına, hatta masum görünen mektup kağıtlarına ve peçetelere emdirerek içeri sızdırıyorlar. Mahkumlar içeride bu kumaşları, kağıtları küçük parçalar halinde kesip sigaralarının ucuna ekleyerek zehri ciğerlerine çekiyorlar.
İşin en acı ve düşündürücü kısmı da tam burada başlıyor. Olayın vahametini sorduğum gardiyan dostumuzun çaresizliği aslında devlet mekanizmasının nerede geride kaldığının açık bir itirafı gibiydi: “Abi olay meydana gelmeden, o zehir içeri girmeden müdahale edemiyoruz ki… Her geçen gün yeni bir bok, yeni bir yöntem icat ediyorlar. Biz ancak mahkumlar o zehri kullandıktan sonra kendilerini kaybettiklerinde, garip hareketler sergilediklerinde durumu anlıyoruz. Sonrasında sorgulayıp bu yeni yöntemin ne olduğunu öğrenebiliyoruz.”
Bu cümlenin üzerinde saatlerce düşünmemiz gerekiyor. Uyuşturucu kartelleri, kimya endüstrisine ve AR-GE (Araştırma-Geliştirme) çalışmalarına o kadar büyük bütçeler ve önem ayırıyorlar ki, maalesef devletlerin hantal bürokratik denetimlerinden ve güvenlik güçlerinin standart arama yöntemlerinden her defasında bir adım önde olmayı başarıyorlar. Dedektör köpeklerin kokusunu alamadığı, X-ray cihazlarının fark edemediği bu sıvılaştırılmış ölüm, bez parçalarının üzerinde sessizce koğuşlara sızıyor. Güvenlik bürokrasisi sadece “yakalama” odaklı gittiği sürece, kartellerin yaratıcı kimyasal zekasının gerisinde kalmaya mahkumdur. Mücadelenin vizyonu değişmeli, istihbarat ve teknoloji laboratuvar düzeyine çekilmelidir.
Zehir baronlarının son yıllarda geliştirdiği ve doğrudan çocuklarımızı hedef alan bir diğer korkunç tuzak ise sokaklarda, kafelerde, okul arkalarında her gencin elinde gördüğümüz o renkli, süslü elektronik sigaralar ve “puff” adı verilen tek kullanımlık cihazlardır. Anne babalar, uyanın! Tehlike o kadar masum bir kılıfla yatağınızın başucuna kadar geldi ki, çocuklarınızın elindeki o cihazları sadece “meyve kokulu zararsız bir buhar” zannederek büyük bir gaflete düşüyorsunuz.
Karteller, bu elektronik sigaraların likitlerine (sıvılarına) sentetik uyuşturucu maddeleri karıştırmayı başardılar. Bugün piyasada kokusuz, etrafa sadece çilek, kavun veya nane kokusu yayan ama arkasında gençleri saniyeler içinde bağımlı hale getiren kimyasal uyuşturucular barındıran likitler fink atıyor. Çocuklar ve gençler, masum bir eğlence aracı sandıkları bu e-sigaralar yoluyla farkında bile olmadan birer uyuşturucu bağımlısına dönüştürülüyor. Ebeveynlere buradan açık ve net bir gazeteci uyarısı yapıyorum: Evlatlarınızın bu masum görünen katillere dokunmasına, o renkli dumanları solumasına asla izin vermeyin, kesinlikle kullandırtmayın!
Uyuşturucu sektörü, insanlığın kökünü kazımak için sınır tanımayan bir hızla mutasyona uğruyor. Cezaevindeki mahkumdan, lisedeki evladımıza kadar herkes bu sinsi kimyasal kuşatmanın altında. Eğer devlet bu kartellerin kimya aklıyla yarışacak bilimsel ve operasyonel bir refleks geliştiremezse, eğer aileler evlatlarının elindeki tehlikenin rengini göremezse, çok yakında kaybedecek bir neslimiz bile kalmayacak. Biz yazmaya, uyarmaya ve bu kirli çarkı deşifre etmeye devam edeceğiz. Gözünüzü açın, tehlike sandığınızdan çok daha yakın ve çok daha sinsi!
GAZETECİ YAZAR Tankutalp ALTUNSOY
#UyuşturucuBelası #CezaeviSkandalı #ElektronikSigaraTehlikesi #PuffLikitleri #ZehirKartelleri #KimyasalUyuşturucu #Gardiyanİtirafı #EbeveynUyarısı #SentetikZehir #KamuGüvenliği #LiyakatVeDenetim #KonyaObjektif #GazeteciYazar #TankutalpAltunsoy












GÜNDEM
8 dakika önceGÜNDEM
14 saat önceBASIN ÖZGÜR KALMALI
14 saat önceGÜNDEM
14 saat önceGÜNDEM
15 saat önceBASIN ÖZGÜR KALMALI
15 saat önceBASIN ÖZGÜR KALMALI
15 saat önce
1
BİR ÜRETİCİ EFSANESİNİN VEDASI: NAZİF KARABULUT’UN TERTEMİZ MİRASI
1790 kez okundu
2
Bugün Günlerden Tiyatro. Çınar Sanat Atölyesinin ”Artiz Mektebi” İsimli Oyunundaydık.
1509 kez okundu
3
Konya’da Toplu Ulaşım Ücretlerine Art Arda Zam!
1499 kez okundu
4
Sayın CUMHURBAŞKANIMIZ Recep Tayyip ERDOĞAN!a Uyuşturucu ile Topyekûn Mücadele Çağrısı!
1495 kez okundu
5
ORTA DOĞU’NUN KIRILMA NOKTASI: İRAN DOSYASI VE REJİMİN GELECEĞİ. İnsan Hakları Eksperti DR. Abdullah BUKSUR İle Röportaj.
1467 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.