Dünyaca ünlü düşünür Umberto Eco, modern eğitim sisteminin bam teline basan o sarsıcı cümleyi kurduğunda aslında küresel bir felaketin haberini veriyordu: “Modern üniversiteler, işsizlik probleminin kamufle edildiği park alanlarıdır.” Bu tespit, bugün dünya genelinde neden milyonlarca üniversite mezununun işsiz olduğunu, neden fabrikaların “çalışacak adam bulamıyoruz” diye feryat ettiğini ve neden gençlerin 30 yaşına kadar “öğrenci” kalmaya mahkûm edildiğini anlatan en çıplak gerçektir.
Dünya genelinde modern devletler, artan nüfus ve otomasyon karşısında istihdam yaratmakta zorlanıyor. Bir gencin 18 yaşında iş gücü piyasasına girmesi, o ülkenin işsizlik rakamlarını bir birim artırır. Ancak aynı genci bir üniversite amfisine koyduğunuzda, o genç 4 ila 6 yıl boyunca istatistiklerde “işsiz” değil, “öğrenci” olarak görünür. Bu durum, hükümetlerin işsizlik krizini halının altına süpürmesi için bulduğu en etkili yoldur. Üniversiteler artık birer bilim yuvası olmaktan ziyade, gençliğin en üretken yıllarını harcadığı ve sistemin zaman kazandığı devasa “park alanları” haline gelmiştir. Bu park alanları, toplumsal patlamaları geciktiren, genç enerjiyi sınıflara hapseden birer tahliye valfi görevi görmektedir.
İnsanlık tarihini incelediğimizde, bireylerin 15-16 yaşlarında hayata atıldığını, 20’li yaşlarda bir zanaatın piri olduğunu ve kendi ailesini kurarak üretime geçtiğini görürüz. Ancak bugün, tarihte ilk defa insanlar 30 yaşına kadar eğitim görüyor. Lisans, yüksek lisans ve doktora sarmalı, bireyi hayatın gerçeklerinden tamamen koparıyor. İnsan beyninin ve vücudunun en güçlü olduğu, risk alabileceği, en yüksek seviyede üretebileceği 20-30 yaş arası dönem, sadece teorik kitaplar arasında geçiyor. 30 yaşına gelip de hala iş hayatına dair hiçbir pratik tecrübesi olmayan, bir kriz yönetmemiş, alın teriyle para kazanmanın ne olduğunu bilmeyen “yetişkin çocuklar” ordusu, bu sistemin en acı ve en tehlikeli meyvesidir.
Modern eğitim sistemi, gençleri hayata hazırlamak yerine onları hayatın gerçeklerine karşı savunmasız ve etkisiz bırakıyor. Gençler sistem eliyle “hiçbir işe yaramaz” ve “hiçbir işten anlamaz” hale getiriliyor. Çünkü eğitim, sahadan ve gerçek dünyadan kopuk, tamamen teorik bir zemine oturtulmuş durumdadır. Okul bitene kadar bir tornavida tutmayan, bir devre kurmayan veya gerçek bir ticari riskin sorumluluğunu almayan gençler, diploma aldıklarında kendilerini devasa bir boşluğun içinde buluyorlar. Sistem, yaratıcılığı ve pratik zekayı öldürerek, sadece talimat bekleyen, ezberlenmiş bilgileri tekrarlayan pasif bireyler üretiyor.
Bugün dünya ekonomisinin motoru olan sanayi bölgelerinden, atölyelerden ve fabrikalardan tek bir ortak feryat yükseliyor: “Çalışacak adam bulamıyoruz!” Bu feryat, gelişmiş ekonomilerden gelişmekte olanlara kadar her yerde aynıdır. Sanayiciler, teknik eleman açığı yüzünden üretim kapasitelerini düşürmek, siparişleri geri çevirmek zorunda kalıyor.
Diplomalar artık birer değer belgesi değil, bireyin sırtında birer yük haline geldi. Piyasanın ihtiyacından ve reel sektörün talebinden çok daha fazla mezun veren üniversiteler, diplomayı değersizleştirdi.
Sistemin gençleri birer “öğrenci” olarak tutma hırsı, gençlerin özgüvenini de yerle bir ediyor. Üretmeyen, sadece tüketen ve sürekli bir “hazırlık aşamasında” olan birey, bir süre sonra kendini değersiz hissetmeye başlıyor. 30 yaşına gelmiş birinin hala ailesine bağımlı olması, toplumsal yapıyı ve aile kurumunu da sarsıyor. Sanayideki eleman açığı sadece ekonomik bir sorun değil, aynı zamanda bir güvenlik ve gelecek sorunudur. Bir toplum üretmeyi bıraktığında ve herkes “yönetici” olmaya çalıştığında, o toplumun çöküşü kaçınılmazdır.
Eğitim sisteminin bu “oyalama” taktiği, dünyayı büyük bir sosyal ve ekonomik patlamaya doğru sürüklüyor. Bir yanda milyonlarca diplomalı ama reel dünyada karşılığı olmayan “iş bilmez” bir kitle, diğer yanda fabrikasında çalıştıracak, tezgahını emanet edecek adam bulamayan sanayiciler… Bu devasa denge bozukluğu, gençliğin hayatından çalınan onca yıla mal oluyor. Gençleri kampüslerde, kütüphanelerde yapay bir geleceğe hazırlamak yerine; onlara erkenden hayatın içine karışmayı, bir işi “gerçekten yapmayı”, alın teriyle bir değer üretmeyi öğretmek bir zorunluluktur. Hayatın merkezi amfiler değil, üretimin bizzat yapıldığı sahalardır. Üniversiteler, gerçekten bilim üretecek küçük bir azınlığın merkezi olmalı; kitlelerin işsizlikten kaçıp saklandığı park alanları olmaktan derhal çıkarılmalıdır. Aksi takdirde, diplomalı işsizler ordusu, dünyadaki tüm üretim çarklarını durduracak noktaya gelecektir.
sarp #UmbertoEco #EğitimSistemi #İşsizlik #SanayiKrizi #Gençlik #DiplomaEnflasyonu #Üretim #İşGücüAçığı #Zanaat #TeknikEğitim #DünyaEkonomisi #KariyerTuzağı #MeslekiEğitim #Gelecek #KüreselKriz #TankutalpAltunsoy #Objektif #KöşeYazısı
GÜNDEM
8 saat önceGÜNDEM
10 saat önceGÜNDEM
11 saat önceDOĞA HABERLERİ
12 saat önceBASIN ÖZGÜR KALMALI
16 saat önceBASIN ÖZGÜR KALMALI
16 saat önceGÜNDEM
16 saat önce
1
Bugün Günlerden Tiyatro. Çınar Sanat Atölyesinin ”Artiz Mektebi” İsimli Oyunundaydık.
1427 kez okundu
2
Konya’da Toplu Ulaşım Ücretlerine Art Arda Zam!
1372 kez okundu
3
Sayın CUMHURBAŞKANIMIZ Recep Tayyip ERDOĞAN!a Uyuşturucu ile Topyekûn Mücadele Çağrısı!
1370 kez okundu
4
ORTA DOĞU’NUN KIRILMA NOKTASI: İRAN DOSYASI VE REJİMİN GELECEĞİ. İnsan Hakları Eksperti DR. Abdullah BUKSUR İle Röportaj.
1305 kez okundu
5
Konya’da ki Üniversitelerde Neler Oluyor? Aşk skandalları!, Adam vurdurma!, C.n.yet!, İnt.h.r!
1182 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.